Öyle naif, öyle iyi hissettiren bir sözcük ki yazarken incitmekten korkuyorum.Çok sık duymadığımız gibi görmüyoruz da diğergam insanları…Diğergamlık (özgecilik); Kişisel yarar gözetmeksizin başkasına yararlı olmaya çalışan kimse (TDK).
Okuyunca derin bir nefes alıp “aaaaah ah!” demiş olabilirsiniz. Çünkü çok ihtiyaç duyuyoruz diğergam insanlara. Diğergamlık vefa gibi bir semt adı bile değil artık. Eğer karşılıksız bir iyilikle karşılaşırsak şüpheye düşüyoruz. Bunu niye yaptı, benden ne menfaati olabilir soruları üşüşüyor zihnimize. Hiç bir şey bulamazsak gebe bırakmak için yapmıştır, deyiveriyoruz.
“Sütümü helal etmem” ifadesini bizim coğrafyamızda her çocuğun duyma ihtimalini göz önüne alırsak; annelerin sütünü bile karşılıksız vermediği bir dünyaya doğuyoruz. Saçı süpürge etmelerin, yemeyip yedirmeler, giymeyip giydirmelerin de bir karşılığı olacak elbette. Bu oyuncak senin ama bir kere öptüreceksin diyen nineler dedelerde iyi niyetle aktarıyorlar karşılık beklemeyi.
Evde ya da okulda ödül ve ceza sistemi ile yetişen çocukların öğrendiği en net bilgi “karşılıksız bir şey yapmamak” oluyor. Çünkü hakları olanları ödül gibi sunuyoruz onlara.Karnen iyi gelirse bisikleti alırız.Sınıfı toplarsınız, bahçeye çıkarsınız. Dersine çalışmak ya da oyuncakları toplamak sorumluluğu, bisiklete binmek, bahçeye çıkmak hakkı. Sorumluluk ve hakların türlü ayrıştırılamadığı yaklaşımda ödül vererek rüşvete, ceza ile yanlışın bedelini ödetmiş olarak yanlış davranışı pekiştirmeye alıştırıyoruz. Ve hepsinin bir karşılığı oluyor.
Oysa ne güzel sözler süzülüp gelmiş atalarımızdan…“Sağ elin verdiğini sol el görmesin.” İyilik yap, denize at; balık bilmezse halik bilir. Bulduğu bir torba paranın içinden bir kuruş almadan sahibini arayanların, sokaktaki hayvanların yaşamları için çabalayanların ya da ambulans kirlenmesin diye ayakkabısını çıkarmaya çalışan madencinin yaşattığı duyguyuanımsayarak hadi harekete geçirelim içimizdeki diğergâmlığı…
